Hadi bakalım…

Bu yazıyı paylaş

17 Kasım 2015 saat 15.30 benim için bir milattır.

Doğum günü, yeni bir hayatın başladığı gün, yepyeni bir başlangıç…

O gün o saatte, 25 yıldır çalıştığım kurumdan yarım dakikada kovuldum. Herhangi bir gerekçe gösterme ihtiyacı duymadılar, ben de sormadım. Zaten sebebini çok iyi biliyorum. Ve beni işten çıkaranları, bana işin doğrusunu dürüstçe söyleyemeyeceklerini bilecek kadar iyi tanıyorum.

Gazeteciler için kovulmak olağandır. Her gazetecinin sicilinde bir kovulmuşluk vardır. Mesleğin şanındandır.

(3-4 yaşında bir çocukken, babamın Yeni Sabah’tan ‘kovulduğunu’ söylediğim için dedem bana kızmıştı. Bugün de “Hayırdır, Hürriyet’ten ayrıldın galiba?” diye soranlara “Ayrılmadım, kovdular!” deyince, istisnasız herkes “Olur mu öyle şey, estağfurullah!” diyor, demek ki kovulmak hâlâ utanılacak bir şey…)

2000’de Milliyet’teki yazılarıma son verilmişti ama işten çıkarılmamıştım, Hürriyet’e dönmüştüm. Ben de 25 yıl gecikmeyle de olsa ‘şerâfet mertebesine’ erdim.

Gerçi benimki, meslekî ‘şerâfet’ten (şereflilik) ziyade meslekî ‘şehâdet’ (şehitlik) sayılabilir, çünkü bu vesileyle gazeteciliği de bıraktım.

Bıraktım iddialı bir laf aslında, bıraktırıldım demek daha dürüst olur: Gazetecilik yapabileceğim bir gazete artık yok, bana bir teklif yok, ben de aramıyorum.

*

7-8 yıl Hürriyet internette, 5-6 yıl da Hürriyet İK’da yayımlanan yazılarıma 22 Kasım’da ‘Hoşça kalın!’ diyerek ara vermiştim.

Sonra da, (her an kesilebileceğini bildiğimden) Hürriyet İK’daki yazılarımı arşivlediğim blogumda :

Kim bilir, belki yakında…

Bu blog sadece Hürriyet İK’da yayımlanan yazılarımı bir araya getirmek içindi.
Hürriyet’le yollarımız ayrıldığına göre, bir arşiv olarak kalacaktır.
Ama bu bizim başka bir yerde buluşmayacağımız anlamına gelmez…
Biraz nefes alayım, işlerimi biraz yoluna koyayım (çünkü kovulunca düzenim fena halde bozuldu, tahmin edersiniz) gene buradan ve Twitter hesabımdan size bilgi vereceğim.
Her şey için bir kere daha teşekkürler.”

diye yazmıştım.

İşte o gün geldi.

Bu okuduğunuz sadece bir ‘ön bilgilendirme’ yazısıdır.

Gene insan kaynakları, çalışanların sorunları, kurum kültürü,  çalışma hayatı, yönetim, vesaire ve tabii bol bol ve asıl ‘insan’ üzerine sohbet edeceğiz burada.

*

Demiri vira etmek için bugünü seçtim, sembolik önemine binaen:

Bugün 1 Mayıs yani ‘emeğin ve emekçinin’ bayramı. Gene yasaklı ama olsun…

Gene bugün (beni hiçbir şekilde bağlamasa da güzel bir tesadüf) Rum ve de kısmen Ermeni Ortodoks dostlarımız Paskalya Yortusu’nu kutluyorlar. Paskalya ‘diriliş, yeniden doğuş’ demektir.

Haydi bakalım…

 

Not: Hürriyet internette yayımlanan eski yazıların arşivi yok. Ama Hürriyet İK’da çıkanlara serdardevrim-ik.blogspot.com.tr adresinden erişilebilir.

 

Bu yazıyı paylaş

“Hadi bakalım…” için 15 yorum

  1. Demir vira.. Kaptana ve yolcularına rüzgarınız bol ve kolayına olsun diyorum. Selametle..

  2. Agabey seni okuyacak bir yer bulmak da mutluluk bizim için, en kötü hicbir mecra bulamasan, ciklet kagidina yazsan, yine okuyan cikacaktir emin ol, kalemine, yüregine saglik…

    1. Sağ ol canım benim, zaten beklentim nicelik değil nitelik. Senin gibi kıymetli insanlara erişebilmek. 🙂

  3. Yürümek;
    yolunda pusuya yattıklarını,
    arkadan çelme attıklarını
    bilerek
    yürümek…

    Yürümek;
    yürekten
    gülerekten
    yürümek…
    N.Hikmet

    Yazılarınızı özlemiştik…

  4. Serdar bey merhaba.simdi sizi okurken,saygideğer babaniz Hakkı beyi andım.Hakkı Amcaya selam.Sizi okumaya tabiki devam…

  5. “Dost acı söyler” tarzı çarpıcı yazılarınızı özlemiştik..
    Başarılar..

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir