AKP usulü sorun çözme yöntemi…

Bu yazıyı paylaş

 

1 Ocak’tan itibaren bireysel emeklilik zorunlu hale gelecekmiş.

Bu, tipik Türk, daha doğrusu tipik ‘AKP usulü’ sorun çözme yöntemidir.

*

Önce hatırlayalım.

14 yıldır iktidarda olan AKP’nin önünde 4 tip sorun vardır:

1- Eski iktidarlardan devreden, kucağında bulduğu (çözmediği, çözemediği veya derinleştirdiği) sorunlar

2- Kötü ve yanlış yönetimi yüzünden sebep olduğu sorunlar

3- Gizli ajandası sebebiyle, bilinçli hatta kasıtlı yarattığı sorunlar (Bakınız aşağıdaki algı yönetimi yazısı)

4- Toplumun dikkatini başka yere çekmek, gerçek sorunları perdelemek için bilinçli, kasıtlı yarattığı sorunlar (Gene bakınız Algı yönetimi yazısı)

*

Bu hatırlatmadan sonra, gelelim yukarıdaki konuya.

Devletin görevi ve varlık sebeplerinden biri olan sosyal güvenliğin cebren ve hile ile özelleştirilmesi konusuna.

Alaturka diyecektim, değil. Tipik ‘AKP usulü’ sorun çözme yöntemi…

*

1- Kucağımızda bulduğumuz Sosyal Güvenlik’in finansmanı sorununu çözemedik.

Ki aslında nüfusu genç ve (teorik olarak) emekli başına düşen çalışan ve prim ödeyen sayısı yüksek olan Türkiye gibi ülkelerin işi, bu konuda Batı ülkelerinden çok daha kolay.  Ama istemedik veya beceremedik.

Çözüm? Sosyal güvenliği lağveder, kurtuluruz.

2- Böylece devlet ve hükümet olarak sorumluluktan kaçarken, 14 yıldır yıkmaya çalıştığımız ‘sosyal devlet’ anlayışına da bir darbe daha indirmiş oluruz.

3- Ve bu bahaneyle sosyal güvenliği de özel sektöre devrederiz. Bir kere daha, kendimiz, çoluğumuz çocuğumuz zengin olurken, sosyal güvenlik işini de iktidarımıza yakın iş adamlarına (veya bu pastayı yemek için mahsusen iş adamlığına soyunacak yakınlarımıza ve taraftarlarımıza) peşkeş çekeriz.

(‘Sosyal devleti yok etmek istiyorlar’ derken, aslında ‘devlet’ kavramını yok ediyorlar. Millî Eğitim siyasî ve ekonomik hesaplarla çökertildi, tamamen özelleştirildi, hatta cemaatleştirildi. Sonuç ortada. Keza Sağlık, özelleştirildi ve cemaatleştirildi. Sonuçları ağır ağır ortaya çıkıyor. Güvenlik de ufak ufak özelleştiriliyor, İstanbul Adliyesi’ni bir özel güvenlik şirketi koruyor, düşünün artık. Askerin yerini polis aldı, yetmedi iktidarı darbe tehdidinden bugün polisi değil – çünkü iktidar aslında Gülen cemaatini yerleştirdiği polisine de tam güvenemiyor – iktidarın sokaklara döktüğü eli palalı yobaz sürüleri koruyor. Sonuçları yakında ortaya çıkacak.)

*

Sosyal güvenlik AKP’nin çözüm yöntemine sadece bir örnek.

Bu şablonu (yukarıda saydığım tip-1 ve tip-2) hemen her soruna uyarlayabilirsiniz.

Mesela…

14 yıldır Gülen cemaatinin askeri liselere sızmasına en iyi ihtimalle uyuduk, aslında mis gibi yardım ve yataklık ettik. Şimdi başımıza dert oldu.

Çözüm?

1- Askeri liseleri kapatırız.

Ve bu bahaneyle

2- Eğitime ve TSK’ya bir darbe daha indirmiş oluruz

3- Belki asker eğitimini özelleştiririz, ama mutlaka askeri okul, bina ve arazilerini ranta çeviririz. Böylece özel sektörü ve kendimize yakın iş adamlarını biraz daha zengin ederiz.

Vesaire, vesaire…

 

 

 

Bu yazıyı paylaş

Kaybedilmiş savaş

Bu yazıyı paylaş

 

Ve sen yarın,
bugünkü gibi,
amaçsız bir gün daha yaşayacaksın.
Ve başka bir kavgaya girip
gene kaybedeceksin.
Elinde klarneti,
herşeyi terk edip giden
bir Çingene gibi,
gönlünde bir evin ya da
sıcak bir köşenin
hatırası bile olmadan…
Seni yarın da, bugünkü gibi
dünyanın dört bucağında
gezinirken göreceğim.
Acı bir kavganın yarası
ve üzüntünün külleriyle,
yarın, yine bugünkü gibi
amaçsız yaşamak için.
Bari, bir kaya gibi
kayıtsız olabilsen
kalpsiz ya da isteksiz,
veya kaçmayı
içine sindirebilsen,
ya da kaçacak bir hatıran
olmasa bari…
Ama sen, yarın yaşayacaksın,
ve bilinmezlik kanına işleyecek
ve bilinmezlik sıkıntına eklenecek.
Yarın, tıpkı bugünkü gibi
amaçsız yaşayacaksın.

Lübnanlı şair Halil El Huri (Benim mütevazı tercümemle)

*

Not: Bu hafta gene tembellik ettim. Daha doğrusu bir kere daha… yazmak gelmedi içimden. Sizi SADE’ye yönlendirsem kızmazsınız değil mi bana, sebebini de anlatmış olurum bu şekilde :

Un seul être vous manque et tout est dépeuplé (*)

 

 

Bu yazıyı paylaş

“Sadece bıraktığı imzayı görebildiğimiz bir katil…”

Bu yazıyı paylaş
Friedrich-Wilhelm-Nietzsche
Friedrich Nietzsche

Stefan Zweig, Nietzsche ile ilgili muhteşem bir tespitte bulunur:

Nietzsche’nin hayatının (Benjamin Button  misali) geri geri gittiğini söyler. Nietzsche ihtiyar doğmuştur ve yıllar geçtikçe gençleşmiş hatta çocuklaşmıştır. Karmaşıklıktan, sadeliğe ve masumiyete rücû etmiştir, der.

*

Eleştirmen Jean-Louis Jeannelle ise, Philippe Forest’in kaleme aldığı Aragon biyografisinden söz ettiği bir yazısında, şöyle bir tanım kullanıyordu :

Yaşam denilen şey, önceden programlanmış yavaş bir bozulmadır.” (¹)

Ben ‘bozulma’ diye çevirdim ama, güzel Türkçem gene yetersiz kalıyor, ‘dégradation’ diyor Forest.  Bu hem ‘tenzili rütbe’ ; hem ‘zarar görme, harap olma’ ; hem ‘alçalma, küçülme, değerini kaybetme’  anlamına gelen bir kelime.

Anladığım kadarıyla insanın yaşlanmasından, fizik ve mental kapasitesini kaybetmesinden söz ediyor.

*

Biz burada birbirimizi yerken ve ‘Saaayın Hocam, taharet yaparken makattan su kaçarsa orucum bozulur mu?’ türünden bilimsel tartışmalarla iştigal ederken, gâvurun evladı boş durmuyor. Bir yandan Yeni Türkiye’nin Ortadoğu’dan başlayarak dalga dalga yayılan Dünya Liderliği’ni önlemek için akıl almaz komplolar planlıyor, bir yandan da, asil ve şanlı Türk milletinden daha uzun yaşayıp, hiç olmazsa biz yok  yok olduktan sonra dünyaya hâkim olabilmek için bir takım sinsi çalışmalar sürdürüyor.

*

Cell Metabolism dergisinde 14 Haziran’da bir makale yayımlandı. (Bu geri zekâlılar hem bilimsel araştırma yapıyorlar, hem de herkesle paylaşmak için böyle makaleler yayımlıyorlar. Kıça sürülecek akıl yok bunlarda.)

Özet sonuç:

Yaşlanma, doğumdan ölüme giden düz bir yol değildir. Bazen üzerinde virajlar hatta U-dönüşleri vardır.

*

ClkFjO1WYAQ4d9G
Caenorhabditis elegans

Bu hikayenin kahramanı bir milimetre boyunca bir ipliksi solucan. Bilimsel adı Caenorhabditis elegans. Biyologların ‘model-organizma’ dedikleri canlılardan. Ve yaşlanma biyolojisini inceleyen uzmanlar için bulunmaz bir nimet, çünkü hem nasıl gelişip nasıl öldüğü biliniyor, hem de şeffaf olduğu için vücudunu oluşturan hücreleri mikroskopta incelemek mümkün.

CE’nin (kısaca böyle diyelim) uzmanları hayrete düşüren bir özelliği var:

Daha bir larva, bebek-kurtçuk iken, CE’yi yemeden içmeden keserseniz, bir tür ‘kış uykusu’na geçiyor, gelişmesi-büyümesi duruyor ve bu halde bir ay kadar sağ kalabiliyor. Halbuki CE’nin ömrü sadece 2 hafta. Yaşıyor, kıpırdıyor ama hep larva kalıyor. Tekrar beslemeye başladığınızda ise tekrar hareketleniyor, büyümesi yeniden başlıyor ve CE 2 haftalık ömrünü hiçbir şey olmamış gibi yaşıyor.

Yakın zamana kadar, uykuya giren CE’nin büyümesinin durduğuna ve bu arada yaşlanmadığına inanılıyordu. Öyle ya, yeniden beslendiği zaman kalan 2 haftalık ömrünü tamamladığına göre demek ki uyku halinde geçen sürede yaşlanmamış…

Meğer öyle değilmiş: Uykuda da olsa, büyümesi dursa da, CE yaşlanma emareleri göstermeye devam ediyormuş. Detaya girmiyorum (çünkü anlamıyorum).

Ama asıl ilgilç olanı bundan sonrası.

benjamin-button-turkce-film-izle
Benjamin Button’un tuhaf hikayesi (afiş)

Benjamin Button Etkisi

Uzmanlar, bu ihtiyar-bebekleri yeniden uyandırdıkları zaman çok ilginç bir gelişmeye şahit olmuşlar. Çalışmayı yürüten uzman anlatıyor:

“Bir süre aç bıraktıktan sonra, larvalara en sevdikleri yiyeceği sunduk, bir tür bakteri. Yemeğe başlayınca gelişmeleri-büyümeleri yeniden başladı. Ve gördük ki, biri hariç (proteinlerin birleşmesi) bütün yaşlanma markörleri ortadan kalktı, (hücrelerin enerji merkezi olan) mitokondriler tekrar gençleşti, hücreler (stres sebebi) serbest radikalleri üretmeyi durdurdu vs…”

Uzmanlar bu yeniden gençleşmeyi sağlayan geni de tanımlamayı başarmışlar.

Dikkaaat: Aynı gen, insanda da mevcutmuş.

Bundan sonra, aynı araştırmayı insan hücreleri üzerinde denemeyi planlıyorlarmış. Uzun süre ‘uyku halinde’ kalabilen kas kök hücrelerinden başlayarak.

Eeee, yani?

Demek ki, diyor uzmanlar, yaşlanmak düz bir süreç değilmiş. Yaşlanmak ve gençleşmek zaman içinde birbirini takip edebilirmiş.

Yakın geçmişte, genç fare hücresi zerkedilen deney farelerinin kimi organlarında gençleşme görülmüş. (Bunu uzmanlar söylemiyor, ben söylüyorum: Bu noktada aklına hemen ‘acaba hangi organ?’ sorusu gelenler kesin sapıktır, bir doktora görünsünler.)

Bu araştırmalardan çıkan fikir:

“Yaşlanmaya bağlı hastalıklarla mücadele etmek yerine, yaşlanma mekanizmalarıyla mücadele etmek…”

(Bu bilgileri neredeyse kelimesi kelimesine arakladığım) Pierre Barthélémy, bu araştırmaları yürüten Dr. Antoine Roux’a “Peki, neticede, yaşlanmak nedir?” diye sormuş.

Cevap:

“Hücre yaşlanmasını henüz açıklayabilmiş değiliz. Sonuçlarını (markörlerini) görüyoruz ama nasıl meydana geldiğini bilmiyoruz. Yaşlanma, sadece bıraktığı imzasını tanıdığımız esrarengiz bir katile benziyor.

 

Dipnot: Bu yazıyı bir yere bağlamam lazım. Şu kadarını söyleyeyim. Türkiye üzerinde, daha doğrusu Türkiye gibi ülkeler üzerinde bir oyun oynanıyorsa, karanlık planlar yapılıyorsa, bunun gerçek hedefi bizi cahil ve bu yolla geri bırakmak. Bunun en iyi yöntemi de, abesle iştigal etmemizi sağlamak, bizi bilimsel araştırmalardan, kafamızı kullamaktan alakoyacak gündemlerle işgal etmek. Diyeceksiniz ki sanki bizde kullanacak kafa mı var? Sanki başka işimiz olmasa, ilimle, bilimle mi yatıp kalkacağız? O da doğru…

 

(¹) Le Monde des Livres, 9 Ekim 2015

 

Bu yazıyı paylaş

Kandırıldık ey halkım, uyutma bizi!

Bu yazıyı paylaş

 

ligne_11

Yıllardır bir ‘algı yönetimi’ lafıdır gidiyor.

İlginçtir, algı yönetiminden en çok şikayet edenler de – mart kedisi misali – en çok algı yönetimi yapanlar, yani iktidar ve eski ortağı cemaattir.

(Bilirsiniz değil mi bu benzetmeyi? Çiftleşme mevsiminde azan erkek kedi hem becerir hem de beceriliyormuş gibi bağırır…)

Algı yönetimi, toplum mühendisliği, sosyal manipülosyan birbirine yakın, birbiriyle karışan tekniklerdir.

Sadece ‘manipülasyon’un tarifini vermekle yetinelim.

1. Birini, istediğini yaptırmak için, belli etmeden etkileme, yönlendirme, kullanma;
2. Bir şeyi istediği şekilde yönetebilmek veya yönlendirebilmek için yapılan, genellikle gizli ve karanlık eylem.

*

Algı yönetimi ve toplum mühendisliği konusunda asgarî bilgi sahibi olanlar, aşağıdaki bu en yaygın manipülasyon tekniklerini bilirler.

Burada hatırlatma bâbında ve ileride sözünü edersem, neden bahsettiğimi bilesiniz diye özetliyorum.

Bakın bakalım bu teknikler (ilk akla gelenler, başkaları da var) size tanıdık gelecek mi?

* Akla değil duygulara seslenmek

* Topluma çocuk veya aptal muamelesi yapmak

* Toplumu vasatlığından, zavallılığından mutlu hatta övünür hale getirmek (mesela insanların kabalığı, cahilliği, kural tanımazlığı marifet saymasını temin etmek)

* İsyan duygusunun yerine suçluluk duygusu oturtmak (bireylerin ‘Allah’ın takdiri’ yahut ‘kendim ettim kendim buldum’ diye düşünmelerini sağlamak)

* Önce sorun yaratıp sonra çaresini bulmuş gibi yapmak

* Olmayan düşmanlar, tehditler icat etmek ; mağdurları oynamak ; günah keçileri yaratmak

* ‘Cambaza bak’ stratejisi (insanların dikkatini dağıtmak – gündemi değiştirmek)

* ‘Erteleme stratejisi’ (insanlara bazı uygulamaları ‘bugün değil, şu kadar yıl sonra yürürlüge girecek’ diye kabul ettirmek – insanoğlu 5 sene, 10 sene sonra yapacağı bir fedakarlığa bugün fazla düşünmeden evet der)

* ‘Zamana yayma stratejisi’ (toplumun kabul edemeyeceği bir uygulamayı ağır ağır, zamana yayarak kabul ettirmek – Bakınız : Overton Penceresi)

 

 

Bu yazıyı paylaş

Yerlerinizeee !..

Bu yazıyı paylaş

 

Sürecek dedik, sürsün.

İK konuları bana biraz dar gelmeye başladı. Hürriyet İK‘da yazarken de, bilenler hatırlar, sık sık İK’nın dışına taşar, ‘konumuz insan‘ bahanesiyle aklıma geleni yazar, sorunda lafı âdet yerini bulsun için gene İK’ya bağlamaya zorlanırdım.

İzninizle burada artık ‘serbest stil‘ yüzmeye karar verdim. Bir kaç haftadır hissettiğiniz kabazetten kurtulmak için.

(Van minüt, ‘kabazet‘ diye bir kelime gerçekten var mı, Ferit Develioğlu’na bakıp geleceğim, tabii ki yok, uydurma ama güzel…)

Yüzme takımında da serbest’te iyiydim.

İkinci branşım kurbağalamaydı. Her birimizin en az 2 stilde çalışması istenirdi. Kurbağalamada da iyiydim ama, buraya pek gitmez.

YERLERİNİZEEE !..

 

 

Bu yazıyı paylaş