“Sadece bıraktığı imzayı görebildiğimiz bir katil…”

Bu yazıyı paylaş
Friedrich-Wilhelm-Nietzsche
Friedrich Nietzsche

Stefan Zweig, Nietzsche ile ilgili muhteşem bir tespitte bulunur:

Nietzsche’nin hayatının (Benjamin Button  misali) geri geri gittiğini söyler. Nietzsche ihtiyar doğmuştur ve yıllar geçtikçe gençleşmiş hatta çocuklaşmıştır. Karmaşıklıktan, sadeliğe ve masumiyete rücû etmiştir, der.

*

Eleştirmen Jean-Louis Jeannelle ise, Philippe Forest’in kaleme aldığı Aragon biyografisinden söz ettiği bir yazısında, şöyle bir tanım kullanıyordu :

Yaşam denilen şey, önceden programlanmış yavaş bir bozulmadır.” (¹)

Ben ‘bozulma’ diye çevirdim ama, güzel Türkçem gene yetersiz kalıyor, ‘dégradation’ diyor Forest.  Bu hem ‘tenzili rütbe’ ; hem ‘zarar görme, harap olma’ ; hem ‘alçalma, küçülme, değerini kaybetme’  anlamına gelen bir kelime.

Anladığım kadarıyla insanın yaşlanmasından, fizik ve mental kapasitesini kaybetmesinden söz ediyor.

*

Biz burada birbirimizi yerken ve ‘Saaayın Hocam, taharet yaparken makattan su kaçarsa orucum bozulur mu?’ türünden bilimsel tartışmalarla iştigal ederken, gâvurun evladı boş durmuyor. Bir yandan Yeni Türkiye’nin Ortadoğu’dan başlayarak dalga dalga yayılan Dünya Liderliği’ni önlemek için akıl almaz komplolar planlıyor, bir yandan da, asil ve şanlı Türk milletinden daha uzun yaşayıp, hiç olmazsa biz yok  yok olduktan sonra dünyaya hâkim olabilmek için bir takım sinsi çalışmalar sürdürüyor.

*

Cell Metabolism dergisinde 14 Haziran’da bir makale yayımlandı. (Bu geri zekâlılar hem bilimsel araştırma yapıyorlar, hem de herkesle paylaşmak için böyle makaleler yayımlıyorlar. Kıça sürülecek akıl yok bunlarda.)

Özet sonuç:

Yaşlanma, doğumdan ölüme giden düz bir yol değildir. Bazen üzerinde virajlar hatta U-dönüşleri vardır.

*

ClkFjO1WYAQ4d9G
Caenorhabditis elegans

Bu hikayenin kahramanı bir milimetre boyunca bir ipliksi solucan. Bilimsel adı Caenorhabditis elegans. Biyologların ‘model-organizma’ dedikleri canlılardan. Ve yaşlanma biyolojisini inceleyen uzmanlar için bulunmaz bir nimet, çünkü hem nasıl gelişip nasıl öldüğü biliniyor, hem de şeffaf olduğu için vücudunu oluşturan hücreleri mikroskopta incelemek mümkün.

CE’nin (kısaca böyle diyelim) uzmanları hayrete düşüren bir özelliği var:

Daha bir larva, bebek-kurtçuk iken, CE’yi yemeden içmeden keserseniz, bir tür ‘kış uykusu’na geçiyor, gelişmesi-büyümesi duruyor ve bu halde bir ay kadar sağ kalabiliyor. Halbuki CE’nin ömrü sadece 2 hafta. Yaşıyor, kıpırdıyor ama hep larva kalıyor. Tekrar beslemeye başladığınızda ise tekrar hareketleniyor, büyümesi yeniden başlıyor ve CE 2 haftalık ömrünü hiçbir şey olmamış gibi yaşıyor.

Yakın zamana kadar, uykuya giren CE’nin büyümesinin durduğuna ve bu arada yaşlanmadığına inanılıyordu. Öyle ya, yeniden beslendiği zaman kalan 2 haftalık ömrünü tamamladığına göre demek ki uyku halinde geçen sürede yaşlanmamış…

Meğer öyle değilmiş: Uykuda da olsa, büyümesi dursa da, CE yaşlanma emareleri göstermeye devam ediyormuş. Detaya girmiyorum (çünkü anlamıyorum).

Ama asıl ilgilç olanı bundan sonrası.

benjamin-button-turkce-film-izle
Benjamin Button’un tuhaf hikayesi (afiş)

Benjamin Button Etkisi

Uzmanlar, bu ihtiyar-bebekleri yeniden uyandırdıkları zaman çok ilginç bir gelişmeye şahit olmuşlar. Çalışmayı yürüten uzman anlatıyor:

“Bir süre aç bıraktıktan sonra, larvalara en sevdikleri yiyeceği sunduk, bir tür bakteri. Yemeğe başlayınca gelişmeleri-büyümeleri yeniden başladı. Ve gördük ki, biri hariç (proteinlerin birleşmesi) bütün yaşlanma markörleri ortadan kalktı, (hücrelerin enerji merkezi olan) mitokondriler tekrar gençleşti, hücreler (stres sebebi) serbest radikalleri üretmeyi durdurdu vs…”

Uzmanlar bu yeniden gençleşmeyi sağlayan geni de tanımlamayı başarmışlar.

Dikkaaat: Aynı gen, insanda da mevcutmuş.

Bundan sonra, aynı araştırmayı insan hücreleri üzerinde denemeyi planlıyorlarmış. Uzun süre ‘uyku halinde’ kalabilen kas kök hücrelerinden başlayarak.

Eeee, yani?

Demek ki, diyor uzmanlar, yaşlanmak düz bir süreç değilmiş. Yaşlanmak ve gençleşmek zaman içinde birbirini takip edebilirmiş.

Yakın geçmişte, genç fare hücresi zerkedilen deney farelerinin kimi organlarında gençleşme görülmüş. (Bunu uzmanlar söylemiyor, ben söylüyorum: Bu noktada aklına hemen ‘acaba hangi organ?’ sorusu gelenler kesin sapıktır, bir doktora görünsünler.)

Bu araştırmalardan çıkan fikir:

“Yaşlanmaya bağlı hastalıklarla mücadele etmek yerine, yaşlanma mekanizmalarıyla mücadele etmek…”

(Bu bilgileri neredeyse kelimesi kelimesine arakladığım) Pierre Barthélémy, bu araştırmaları yürüten Dr. Antoine Roux’a “Peki, neticede, yaşlanmak nedir?” diye sormuş.

Cevap:

“Hücre yaşlanmasını henüz açıklayabilmiş değiliz. Sonuçlarını (markörlerini) görüyoruz ama nasıl meydana geldiğini bilmiyoruz. Yaşlanma, sadece bıraktığı imzasını tanıdığımız esrarengiz bir katile benziyor.

 

Dipnot: Bu yazıyı bir yere bağlamam lazım. Şu kadarını söyleyeyim. Türkiye üzerinde, daha doğrusu Türkiye gibi ülkeler üzerinde bir oyun oynanıyorsa, karanlık planlar yapılıyorsa, bunun gerçek hedefi bizi cahil ve bu yolla geri bırakmak. Bunun en iyi yöntemi de, abesle iştigal etmemizi sağlamak, bizi bilimsel araştırmalardan, kafamızı kullamaktan alakoyacak gündemlerle işgal etmek. Diyeceksiniz ki sanki bizde kullanacak kafa mı var? Sanki başka işimiz olmasa, ilimle, bilimle mi yatıp kalkacağız? O da doğru…

 

(¹) Le Monde des Livres, 9 Ekim 2015

 

Bu yazıyı paylaş

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir