Bu yazıyı paylaş

 

Şubat ortalarında yaptığımız Canlı SADE’de, lütfedip gelenler hatırlarlar ‘Hayran olduğunuz yazarları, sanatçıları tanımamak evlâdır, yoksa fena halde hayal kırıklığına uğrar insan’ demiştim. Örnek olarak da İsmail Kadaré ve Dominique Lapierre’den söz etmiştim. Derdimi biraz daha genelleyerek anlattığım eski bir yazı buldum, 2007’de Onpunto’da yazmışım.

*

BÜYÜK ADAM…

Murat dedem, ismi lazım değil (zaten petkam sıkmaz kim olduğunu söylemeye) yakından tanıdığı bir Türk büyüğünden bahsederdi. Fikirlerine bağlılığından hiç şüphesi yoktu, ama bu ‘büyük adamı’ yakından tanımamış olmayı tercih ederdi. Tesadüfen ben de toplumun ‘büyük adam’ bildiği bir ikisiyle tanıştım.

Bunlardan biri bir büyük Türk şairiydi. Bir diğeri dünya çapında bir Avrupalı yazar. Sonra yerli yabancı bir iki büyük işadamı, dünya çapında sanatçılar, hatta bilim adamları tanıdım.

Her biri şüphesiz, kendi alanında ‘büyük adam’ idi.

Hiçbiri, benim ölçülerimle, ‘adam’ değildi.

Galiba ‘büyük adamlar’ yüksek dağlar gibi. Uzaktan bakınca başı bulutlara değen, heybetli, ulaşılmaz, yalnız…

Ama yanına yaklaştıkça, azametinin ve yüceliğinin aslında sarplığından, acımasızlığından, tehlikesinden (bıçak gibi keskin kayalarından, cam gibi kaygan buzullarından, ölümcül fırtınalarından, dondurucu soğuğundan) geldiğini fark ediyor insan.

Ne kadar ulaşılmaz, ne kadar gaddarsan, yoluna ne kadar çok kurban verilmişse, o kadar ‘efsane’ oluyorsun.

Olabildiğince sade olabilmek için, olabildiğince bilge olmak lazım’ der Ru-Bô.

‘Bilge’ sıfatını hak eden bir avuç (gerçek ‘büyük’) insan hariç, ‘büyük adam’ insan olarak pek makbûl değil.

İnsanî değerleri taşıyan insan, ‘büyük adam’ olası değil.

*

Acaba, toplumlar ‘büyük adam’ diye kabul edeceklerinde, insanî değil hayvanî değerler mi arıyorlar?

Otorite, acımasızlık, tuttuğunu koparmak, egoizm gibi…

Binlerce yıllık içgüdülerle…

Hani hayvan sürülerinin içlerinde en acımasız, en güçlü, en kurnaz olanı ‘alfa’ seçmeleri gibi?

Acaba, (Amin Maalouf’un romanında) Ömer Hayyam’ın Nizamülmülk’e dediği gibi, büyük adam olmak için, başkalarının üstüne basarak mı yükselmek gerekiyor? Acaba başarının sırrı bu mudur?

Yahut acaba, ben, ‘küçük adam’ olduğum için, ‘büyük adam boktan birşeydir’ diye uzanamadığım ciğere mundar mı diyorum? 🙂

Siz ne diyorsunuz?

Bu yazıyı paylaş

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir