Aynı okul, aynı yemekhane ve gene o yıllar…

Bu yazıyı paylaş

 

Ahmet (Eryılmaz) kişisel blogunda (*) ‘kurtulmak istediği’ bir anısını paylaştı. Birkaç yıl arayla, aynı yerde benim de benzer bir hatıram var, aklıma geldikçe sinirlendiğim. Ben de bu güne kadar kimseye anlatmadım. Galiba haysiyet meselesi yaptım…

Aynı mektep (Saint-Benoît), aynı yemekhane (girişin altındaki bodrum), hemen hemen aynı yıllar.

Ahmet haftalık mönüden bir iki örnek vermiş. Ben de bir ilave yapayım. Cumaları mutlaka buzhane kokan palamut tava çıkardı. (Katolikler cumaları et yemezler malûm.) Üstüne az sos dökülmüş pilav gerçekten nefisti. Haftanın bir günü de soslu rosto ve patates püresi çıkardı mesela…

Aynı yemekhane, iç karartıcı. Uzun salonun dibinde bir masa, öğretmenler yemek yiyor. Biz de 8’li masalarda oturuyoruz. Biraz askerî düzen. Birinci ihzârîdeyim (hazırlık), yaşım 11. En küçük biziz. Masalarda karışık oturuyoruz.

Öğlen sürveyanlar yok, çünkü hocalar daha okulda. Yemekhanenin disiplini ortaokul Fransızca hocası Orhan Bey’den soruluyor. Tanırsınız. Aktör Orhan Aydınbaş. (Hababam Sınıfı Sınıfta Kaldı filminde Millî Eğitim Bakanı, Banker Bilo’da belediye başkanı vs)

Orhan bey masaların arasında dolaşır, arasıra bir iki tokat atar, ki nefret ederim . (Neyse ki 8 yıllık ortaokul-lise hayatımda hiç başıma gelmedi.)

Daha okulun ve dolayısıyla yemekhanenin ilk günleri.

Masalarda sürahiler var. Bilirsiniz, kıçı geniş, boynu uzun, tepesinde gene camdan bir tıpaç… Yandaki gibi. 

Bardağıma su koymak için tutup kaldırmamla, boğazı elimde kaldı, kırıkmış meğer, dikkatlice yerine koymuş biri.
Masaya sular döküldü ve Orhan bey hemen tepeme dikildi.

– Keskisöpas? Kim kırdı bunu?
– Hocam ben, ama ben kırmadım, tutunca elimde kaldı.
– Kim kırdıysa parasını öder. 10 lira.
– Ama ben kırmadım. Birisi kırık parçayı yerine koymuş, elimde kaldı.
– Sus, ukalalık etme. Sürahiyi kırdın, parasını ödeyeceksin.
– Ama Mösyö sadece tutup kaldırdım, düşürmedim, çarpmadım…
– Kes sesini!

Ne kadar itiraz ettiysem dinletemedim, masadaki büyük öğrencilerin kahkahalarının arasında, aylık 12.5 lira harçlığımın 10 lirasını çıkarıp verdim.

Ve anneme babama bir şey söylemedim. Çünkü aptal yerine koyulmak ve bunun karşısında aciz kalmak çok koydu bana.

Sonradan öğrendim ki (burası şehir efsanesi veya kendimi rahatlatmak için sonradan uydurmam olabilir) o sürahi 3-4 kere kırılmış ve parası ödenmişmiş.

Daha ilkokulda (beddua ile andığım 2 kötü öğretmen yüzünden) ortaya çıkan, adaletsizliğe tahammül edememe ve susmama huyumun bir kaynağı da, şimdiye kadar kimseye anlatmadığım, bu haksızlık olmalı…

(*) www.ahmeteryilmaz.com.tr

Bu yazıyı paylaş

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir