BEKLERİM !..

Bu yazıyı paylaş

 

Ekim 2001’de Milliyet okurlarına bir yazıyla veda etmişim. 15-16 yıl sonra geldiğim nokta gene aynı, ama bu sefer söylediğimi yapabilirim artık (yapmak zorunda kalabilirim, dürüst olmak gerekirse), ancak Heybeli yerine (Sait’in ve Meir’in anısına ve Rabia’nımın korkusuyla 🙂 ) Burgazada, ve fayton hayali de zor ama… gerçi ben atlara eziyet etmem!

*

Beklerim!

Başarı, çocuklukta hayal ettiklerinizi gerçekleştirmektir, derler ya…
Ben de kırkından sonra başarılı olmaya karar verdim.
Çocuklukta kurduğum hayalleri gerçekleştirmek üzere, gidiyorum.
Evet evet, bugün size veda ediyorum!
Heybeliada’ya yerleşeceğim. Faytonculuk ve balıkçılık yapmak için.
*
Hani çocuklara sorarlar, “Büyüyünce ne olacaksın?” diye.
Benim erken çocukluğum Yeşilköy’de geçti. Yazları da Değirmendere’de.
Kışın faytoncu, yazın balıkçı olurdum.
Yanımızdaki ahşap ev yandığında, itfaiyeciliğe de heves ettim bir ara, ama o geçiciydi. Faytonculuk gibi, balıkçılık gibi bir gönül eğilimi değil.
Yıllar sonra rastlaştığımız Koko, babası -toprağı bol olsun- Tanik Efendi’nin kamçısını elime tutuşturunca, söndü zannettiğim aşkım depreşti demek ki.
İstasyondan eve faytonla giderken, Tanik Efendi beni yanına alır, kamçıyı bana emanet ederdi. Atlarına vurmamak kaydıyla, şöyle havada şaklatmak için.
Yazın da Değirmendere’de balıkçı olurdum. Rahmi Kaptan’la sabah erken ağ çekmeye giderdik. Sonra, sahildeki kahveye oturur, sıcak çay ve taze poğaçayla karın doyururken, ağları örer, tamir ederdik.
*
Nihayet! Nihayet allı pullu bir faytonum olacak; biri doru, biri kır, iki de soğukkanlı atım.
İsimlerini (bana dizginleri de veren bir diğer faytoncu, Niyazi Efendi’nin atları gibi) Leyla ile Mecnun koyacağım.
Ama Yeşilköy’de arabacılık öldü artık. Değirmendere’de de balık kalmadı zaten.
Onun için Heybeliada’ya gidiyorum ya.
Küçücük bir kulübe, yanında ahır. Leyla ile Mecnun için. Mavi boyalı faytonum için.
Bir de aynakıç sandal. Adını, Burgaz’dan beni seyreden Sait’in anısına, gene Sinağrit Baba koyarım belki de.
*
Ne trafik, ne patron, ne mesai saati. Çam ağaçları, deniz ve ben.
Sabah gün ağarırken denize çıkarım. Kahvaltımı gene çay ve poğaçayla yaparım.
Sonra Leyla ile Mecnun’u ahırdan çıkarır, çivit mavisi arabaya koşarım.
İskele Caddesi’nde sıraya girer, başlarım 7.35 vapurunu beklemeye.
Beklerken de, bakarsınız param olur, bir Milliyet alırım.
Sizleri hatırlarım o zaman.
*
Bütün bu söylediklerimin -ne yazık ki- sadece bir cümlesi doğru; gerisi hayal.
Evet, bugün size veda ediyorum!
Çivit mavisi fayton, kırmızı beyaz sandal, Leyla ile Mecnun…
Olacak, bir gün hepsi olacak.
Kırk yıl bekledim, biraz daha sıkarım dişimi.
O gün, söz, gazetelere bir küçük ilan veririm:
“Çocukluk hayallerimi gerçekleştirdim.
Eski okurlarıma duyurulur” diye.
Kimse bir anlam veremez bu ilana, ama siz anlarsınız:
Serdar faytonu çekmiş kapıya!..
Belki Heybeli’ye gelir, misafirim olursunuz o zaman.
Yoo, ilk tur bedava, hayatta para almam!
*
Hadi, şimdilik hoşçakalın!

Milliyet gazetesi, 5 Ekim 2001

 

Bu yazıyı paylaş

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir